her şey ıssızlanırken

2/11/2008

TAHİR EFENDİ BANA KELP DEMİŞ

Kategori: edebiyat

HAKAN ARSLANBENZER

Önce Tahir efendiyi biraz tanıyalım. 

Yalakadır. “Hakan bir tek sen varsın!” der. Bunu İzmir’den aradığında telefonda söylemiştir. Sıhhiye köprüsünün altında otobüs beklerken söylemiştir. Üsküdar’da yürürken söylemiştir. Cağaloğlu yokuşundan inerken söylemiştir. Gedikpaşa’da söylemiştir. Mektup yazarak söylemiştir. Email atarak söylemiştir. Aynı şeyi başkalarına söylediğine kuşku yoktur. Tahir efendinin yalakalığı karakterinin temellerindendir zira. Kime yalakalık ettiğinin fazla bir önemi yoktur. Neden yalakalık ettiği ise o sırada kimden ne umduğuna bakar. Güçlüysen, dergi çıkarıyorsan, yazarları destekleme yeteneğin varsa Tahir efendi senin baş yalakandır. Dergiyi kapatırsan, gücün elinden giderse, işler senin aleyhine dönerse ya da kendisine mesafe koyarsan Tahir efendi de lafını değiştirecektir: “Hakan’ı bitireceğiz!”


Cahildir. Mehmet Akif’in manzum hikaye yazdığını sanır. Romantizm akımını bilmez. Ya da evinde bir tane bile kitap olmadığı halde iddialı eleştiri yazıları kaleme alır. Şöyle bir cümle kurabilir pekala: “Hakan Arslanbenzer şiiri ‘saf lirik şiir’den yola çıkarak lirizmden ciddi bir kopuşu sağlamıştır.” Oysa Namus ve Başka Şiirler’in arkasındaki kısa not tashihli çıkmıştı; “yazmadım” demek istediğim halde “yazdım” diye çıkmıştı. Yani hiçbir zaman saf anlamda lirik şiirler yazmadım. Ama Tahir epik nedir, lirik neye denir, saf anlamda lirik şiir ne olabilir… bilmediği için tashihli ifadeyi alıp yapıştırır.


Kıskançtır. Ahmet Güntan bir iki yazısında beni andığı için, eskiden önemli şair saydığı Güntan’ı karalamaktan utanmaz. Ya da bizim dergiye şiir veren çoğu kadın şaire evlenme teklif etmiştir. Ben evlendiğim için o da evlenir. Çocuğuma koyacağımı duyurduğum adı o benden önce kendi çocuğuna koyar. Benim kitabımın çıkacağı hafta onun da kitabı çıkar. Gençlik günlerimizde ben Dergâh’a ne zaman şiir gönderecek olsam, o benden bir iki gün, olmadı bir iki saat önce bir şiir çırpıştırıp yetiştirirdi dergiye. Ben “Türk şiiri benim!” demiş bulundum diye o da Türk şiiri benim demeye başlamıştır. Ben mektuplarımı “çok üzgünüm” diye imzaladığım için benden önce davranıp Çok Üzgünüm diye şiirler yazmıştır. Ben dergi çıkardım, o da dergi çıkardı. Editör notuna derginin adını imza diye koyuyordum, o da aynısını yapıyor. Tahir efendinin kıskançlığından yakayı kurtarmak kabil değil. Acaba diyorum yüksekçe bir kayalığa çıkıp Tarzan gibi bağırsam o da bağırır mı? Endonezya’ya taşınsam, o da Malezya’ya mı taşınır? 


Kalabalıktır. Bir Tahir efendi yok, bin Tahir efendi var. İsimleri de ya peygamber ismidir, İbrahim İsmail Mustafa gibi. Ya sahabe ismidir veya ıstılahtır, Cafer Ali Furkan Osman İhsan gibi. Ya sultan ismidir Murat Mehmet Hakan Celal Selçuk gibi. Ya da Abdülkadir gibi Metin gibi Hilmi gibi Cahit gibi çeşitlidir. Neticede, Tahir efendi binbir surattır. Her yerde karşınıza çıkabilir, her kılığa girebilir, maksadına ulaşmak için her yolu deneyebilir. 


Başarısızdır. Başarısızlığını kapatmak için çevirdiği dolaplar ise nispeten bir becerinin ürünüdür. Sen şiir yazarsın, yazı yazarsın, dergi çıkarırsın; hasılı sanatın için herşeyini ortaya koyarsın. Eh bu yüzden de sevimsiz olursun. Tahir efendi çevre edinir. Başarısız başkalarıyla işbirliğine gider. Nefi boğdurulurken Tahir efendi ne yapıyordu dersiniz? 


Kurnazdır. Yedi İklim’in hırçın ve kılıksız genç şairleri arasında kılığı düzgün, temiz çocuktur 1996’da. Şiir gecesinde ortak eylem koymaya karar verirsiniz, Tahir efendi yerinden bile kalkmaz, sesini bile çıkarmaz. Genel olarak kız gibi, karı gibi görünmeyi prensip edinmiştir. Güllü Tahir efendi de diyebiliriz kendisine. Ama bir gerçek var. Kendini her durumda sevimli göstermenin bir bedeli var yani. Tahir efendi mesela cesur olmak nedir bilmeyecek. Cesaretin insanın başına açtığı belalardan yakayı sıyıracak kadar kurnazdır, amenna. Fakat hiç mi meyvesi yok bu cesaret denilen başbelası hususiyetin? Tahir efendi meyvesizdir. Meyvesiz de kalacak. 


Kabızdır. Tutulmuş, tutuk, hatta tutturuk manasında. Herkesten etkilenir mesela şiirde, ama kimseyi etkileyemez. Zaten genel olarak kimse etkilenmez Tahir efendiden. Satılmayan kitabının ilk baskısını ne yaptığını bilmiyoruz, fakat ikinci baskısını hemşehrisi olan başka bir yayıncıya yayımlattığını biliyoruz. Zaten Tahir efendi ne gerekiyorsa odur: Hemşehricidir (Konyalı, Maraşlı, Erzurumlu, Trabzonlu, Eskişehirli, Adapazarlı Tahir efendilere bilhassa dikkat ediniz.), muhazakardır, avangarttır, İsmet Özelcidir, Sezai Karakoççudur, Eliot’ın Dört Kuartet’ini kitabı mukaddes bellemiştir, halkçıdır, seçkincidir, İslamcıdır ama aynı zamanda ateist olduğunu ilan edecektir, ve tabii daha sonra da pişman olduğunu. Necmettin Erbakan başbakanken beni selamın aleyküm diye selamlardı, 28 Şubat oldu merhaba demeye başladı. 


Aptaldır. Edip Cansever’in Turgut Uyar’dan daha önemli bir şair olduğunu iddia ederdi. O zamanki moda öyle olduğu için. Sonra Uyar moda olmaya başladı. Turgut Uyar demeye başladı. İsmet Özel, Metin Eloğlu’nu modernizmin zirvesi ilan etti, Eloğlucu oldu. Kafası çalışmadığı için ne okunacağını, ne düşünüleceğini, şiirde ne yapılacağını kendisi kestiremez. Ama kurnaz olduğu için neyin moda olduğuna, neyin geçerli olabileceğine dikkat eder. Kış geldiği için değil herkes öyle yapıyor diye kalın giyinir. 


Şimdi gelelim bana kelp dediğine. 


Mesela “türedi ansiklopedist” demiş. Tüylerimi diken diken ediyor bu söz. Türedilik hakaret, tamam peki; ansiklopedist nasıl bir icattır Ya Rabbi! 


Yeni yetme” demiş. 37 yaşındayım, iki çocuğum var, üç beş tane dergi çıkardım, hayatımın yarısı okuyarak, diğer yarısı da acı çekerek geçti. Aklını alırım Tahir efendi! Kendine gel. 


“Bazıları neo-epiğin kurallarını sürekli değiştirdiğini iddia etse de” demiş. Aç bu sene çıkardığın eleştiri kitabını oku Tahir efendi. Süreçsellik, progresiflik fikrini seninle birlikte 1998-2001 sürecinde birlikte ortaya attık. Hani o yazıları kitabına almasan, Tahir davayı satmış derdim de, on yıl sonra çıkardığın kitabına virgülüne dokunmadan almışsın. 


“Benim Edip Cansever okumalarım” deyip arkasından benim Dünyaya Saldıran Şair kitabımdan cümleleri bir iki kelimeyi tahrif ederek olduğu gibi alıntılamış. Senin çok tuhaf işlerini gördüm Tahir efendi bugüne kadar, ama buna pes dedim doğrusu. Napıyorsun oğlum sen? Hasta mısın? 


“Okşarsan kaldırırsın” demiş bir Tahire efendi de. Buna kızmadım doğrusunu isterseniz. Cinsel olarak sağlıklı olduğumu düşündüğü için teşekkür ederim Tahire efendiye. Evli olmasam kendisine imzalı fotoğrafımı da gönderirdim rabıta ve tefekkür yapıp kendinden geçmesi için, ama ailemin mürşitliğini yapmak bana yetiyor, üstü kalsın. 


Başka bir Tahire de eleştiri ahlakından söz ederek ona Fayrap’ın 8. sayısında “cahilin biri” dememi diline dolamış. Valla, Tahire efendi, adımı anmadan o kadar çok aleyhimde yazdınız ki ben de hepinizi birden anonim bir surette halletmenin en doğrusu olduğuna karar verdim. Ve unutma ki belli bir kişinin belli bir metnini açıkça belirterek yazmanın gerekliliğini sizlere öğreten, daha doğrusu öğretmeye çalışıp da öğretemeyen bu satırların yazarıydı Atlılar çıkarken. “Bazıları” veya “birileri” demenizi yasaklamıştım. Yasaklamıştım da ne oldu? Gene bazıları birileri diye yazıp yazıp duruyorsunuz. Ben sadece bir kişiyim. Bazıları birileri değilim. 


Tahirlerin yaptığı herşeyi sayıp dökmek kolay değil. Her birini belli bir problem, bir vaka olarak incelemeye kalksam küçük bir kitap olur sanırım. Aslında hiç fena fikir de değil. Benim her saniye uydurduğum, çoğunu uydurur uydurmaz bir kenara bırakıp konunun daha vahim bir noktasına yöneldiğim yüzlerce, binlerce fikrimden sadece biri. Fikir, düşünce doğruyu arama kabul veya kaziyesi üzerine kuruludur, ama yanlışlıktan beslenir. Tahir efendinin dedikoduları, tripleri, adilikleri, çirkinlikleri, münafıklıkları filan sadece beni ve benim gibileri bir an zor durumda bırakan gelip geçici sen-ben davalarından ibaret. Bunları konuştuğum için birçok insan beni yanlış anladı; boşvermem konusunda da bol bol tavsiye aldım, almaya da devam ediyorum. Benim canımı yakan okuyucunun, takipçilerimin canını yakmaz ne de olsa; bunu artık öğrendim. Ama bu kötülüklerin birer düşünme nedeni olduğunu takipçilerim de okuyucular da pek anlayamıyor bence. 


Ben sizler kadar mutlu bir insan değilim. Allah’ın bana nasip ettiklerinin verdiği içten içe bir mutluluk ve huzur da var; ama rahat, düşüncelerden uzak, takıntısız, telaşesiz biri değilim. Tahir ve Tahirelere katlanamıyorum mesela. Bir insanın bu kadar aptal ve kötü olabileceğini kabul etmekte güçlük çekiyorum. Ve düşünüyorum, bu nedir, nasıl işler, gerekçesi nedir? Karşısında yapılması gerekenler nelerdir? Mesela gizli rekabet ve çekememezlik; edebiyatımızı ilk günden beri kat etmiş, kuşatmış, içten içe etki etmiş hatta biraz belirlemiş bir durumdur. Arkadaşlık, saygı, adalet ve müsamahanın olmadığı söylenemez bütünüyle. Ama haset, kin ve nefret, adilik, kötülük çoğunluktadır. Nefi boğdurulurken Tahir efendi gerçekten tam olarak ne yapıyordu? 


Bu çirkin konuyla ilgili bildiğim tek güzel şey, Tahir efendi hakkında bütün bilgimizin Nefi’ye kelp dediği ve cevabını alıp oturduğu. Bizi yargılarlar, cezalandırırlar. Mutluluk verici bir şey sayılmaz. Fakat Tahir efendiyi unuturlar. Bu, bu işte bir insanın başına gelebilecek en kötü şey. 


Nasıl, Tahir efendi, bozuldun mu? Bozulma bence. Olur ya, titiz bir edebiyat tarihçisi binlerce, milyonlarca metni tarayıp bu yazıda kimlerden söz edildiğini tek tek tespit edebilir. Böylece Hakan Arslanbenzer’in Tahir efendisi olarak tarihe geçersin. Zaten baksana Tahir’le tarih’in harfleri bile ortak. Sadece Tahir’de yanlış yerde duruyorlar o kadar. Sen de yanlış yerde duruyorsun. Ama dur, kıpırdama, fotoğrafını çekiyorum, şak! Biraz silik görünüyorsun fotoğrafta ama sen zaten makinayla çekilen fotoğraflarında da silik çıkıyorsun. 


Silik. Tahir efendi sen busun.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!


Blogcu ile yapıldı