her şey ıssızlanırken

16/5/2007

İHANETİN ŞAİRİ: HAKAN KALKAN

Kategori: Belirtilmemiş

İHANETİN ŞAİRİ: HAKAN KALKAN

 

İbrahim ALADAĞ

 

Hakan Kalkan’ın şiirini Salgın öncesi, Salgın ve Salgın sonrası diye üç bölümde inceleyebiliriz. Bu kronolojik bir tasnif olmakla birlikte Kalkan’ın şiirlerinin Salgın etrafında oluşmuş bir bütünlük içerisinde olmasıyla ilgilidir. Kalkan’ın şiirleri tek bir şiirin, “Salgın” şiirinin  bölümleri gibidir. Bu bütünlük neo-epik şiirin bir gerekliliğidir. Her şiir destanın birer parçasıdır. Epik şiirin temeli anlatıma dayalı olmasıdır. Şair anlatır. Destan anlatılandır. Hakan Kalkan’ın şiiri ve genel anlamda neo-epik şiir anlatımın modern biçimidir. Kalkan’ın şiirinde anlatımın nasıl bir biçime girdiği ve yaşadığımız hayatın ne biçimde anlatıldığı, Türk şiirinin halihazırdaki durumu itibariyle anlaşılmaya değer hatta anlaşılması zorunlu bir konudur.

 

1. Çünkü senin güllerini kullandılar (Salgın’dan önce)

 

Kalkan şiiri, tedirgin yazılan ve tedirgin okunan bir şiirdir. Salgın’dan sonra tecrübelerini insani özle karşılaştıran, kaynaştıran şair salgın ve öncesinde daha çok bir kargaşa ortamını anlatmanın peşindedir. Bu, bir yere tutunma çabası içerisinde olan insanın kendini bir anda içinde bulduğu kargaşadır. Şair, birey olarak bir yere tutunma arzusunda değildir. Elbette karışıklığın içinde kendine ait olabileceği bir yer edinme kaygısı taşır. Kalkan’ın şiirinde bu kaygı topluluğa yöneliktir. İnsanın içine düştüğü ve çırpındığı durumlara ad koymaya çalışır.

 

Sana ekmeğimi uzatıyorum

Sana uzanıyorum aşkın olanda

Bir gülü uzatmıyorum sana

Sana çünkü karalar ülkesindeyiz gemilerimizi yakmışlar

Sürgündeyiz

Uysal ve kalabalık

 

Kalkan’ın şiirini üç bölümde incelememizin tecrübeyle açıklanabilir bir yanı var. Salgın öncesi şair kendini bir dünyanın içinde görmeye çalışır. Ortada hazır durumlar vardır. Durumlar ya da yaşantılar. Buna kalıplar da denebilir. Özellikle Üçgen’de şairin durumlardan, hallerden kendine doğru bir hareket içinde olduğu gözlenir. Salgın sonrasında bu hareket tersinedir. Şair, tecrübelerinden dünyaya doğru hareket eder. Hareket, Kalkan şiiri için vazgeçilmez bir unsurdur. Salgın şiirini mihenk olarak kabul etmemiz hareketin iki yönlü olmasındandır. Salgın öncesinde “karalar ülkesinde” , “gemileri yakılmış” ve sürgünde olma durumundan kendi insani hallerine doğrudur hareket. Hareket şiirin hem biçimsel yanıdır hem de şiir hareketin şiiridir. Durgun değildir. Sürekli devinim halinde ve sürekli bir çıkış arayışı içerisindedir. Bir kalabalığın arasına dalar şair ve insan manzaralarını bize seyrettirir. “Seyretmek” kelimesini özellikle seçiyorum. Kalkan’ın şiirindeki hareket bir yanıyla müziksel, bir yanıyla da görseldir. Kalkan, insan manzaralarını, insani durumları dışardan seyretmez; kendi de bu durumların birer parçasıdır. Okuyucuyu da sürekli uyarır ve o halin içine çeker. Bulantı şiiri daha ilk mısraında bir yumruk gibidir: Sana ekmeğimi uzatıyorum Kalkan kalıpları yıkarak harekete başlar: Sana uzanıyorum aşkın olanda / Bir gülü uzatmıyorum sana. Türk şiirinin gelmiş geçmiş en büyük klişesini devirir. Zira klasik dönemden bu yana Türk şairinin işi gücü gülü bir şeylere benzetmek, bir şeyleri güle benzetmektir. Gül yerine ekmeği uzatarak şiirimiz için yeni ve büyük bir kapı aralar. Şiir, uzatma hareketiyle başlar. Sonuna kadar da hep bir yere uzanmaya çalışır. Şair, ekmeği uzatırken bizi görüntülerle baş başa bırakır:

 

Yirmili yaşlar parklarda pankartlarla ihtilal peşindedir

Bir uygunluk gösterisi olarak sürdürülen orta yaşlarda

Şakaklarda ağrı yoktur

Örülmemiş bir birlikteliktir artık bir arada bulunmak

Her gün bildik bir hastalıktır yalnızlık yüz yüze gelinen 

                                                                              her yerde

Kat kat evlerde kat kat insanlar otobüslerde üst üste

Dükkanlar önünde hayaller içinde

Hayallerle yaşarken sayılara vurulmuş

Okullarda devlet katlarında fabrikalarda

                                         bankalarda sokaklarda ve evlerde

Tapınaklar kurmak peşinde tapınaklar içinde

Ve dünyanın dört bir yanında boğazlanmış evet diyen

                                      hayır diyen inanmış milyonlarca can

 

Bir gülü uzatmamasının sebeplerini sıralar gibidir. Dünya bir sürgün yeridir. Gemilerimizi yakmışız. Geri dönmek yok. Bu epik şiire ait klasik bir motiftir. Sürgünü yaşamak zorundayız. Sürgün var oluşumuzun bir neticesidir.  Kalkan, boğazlanan insanlardan, hayata bulaşıp kirlenen insanlardan, sayılara vurulan insanlardan kendine döner: Ey inanmanın ve aynı kalmak istemenin kefareti / bulaştıkça büyüyen korkum benim. Belki de şiir bir kefarettir.   Kendini bu manzarada bir yere koymaya çalışır. Kendi de sayılara vurulmuş kalabalığın parçasıdır. Kalabalık başını hayata daldırmış, hayatın insana bulaştığının farkında değil. Kalabalıklara seslenir. “Sen” der şair. Karşısına birilerini almıştır. Her şiirinin kahramanları vardır. “Sen” bazen bu kahramanlardan biridir, bazen şairin kendisidir, bazen de okuyucudur. Ama sürekli seslenilen vardır. Neo-epik şiirin anlatıma dayalı yönünün destanlardan ayrıldığı nokta da buradaki zekayla örülü kurgusallıktadır. Neo-epik şiirin en iyi örneklerini incelediğimizde bu sinematografik özelliğin vazgeçilmez olduğunu anlarız. Hakan Arslanbenzer’in Bin Dokuz Yüz Doksan Dokuz -Marmara Depremi-, Namus, Esmaül Esma; İsmet Özel’in Ils Sont Eux, Amentü, Of Not Being A Jew; Turgut Uyar’ın Terziler Geldiler; Karakoç’un Köpük; Âkif’in Hakkın Sesleri gibi anlatıma dayalı şiirin en iyi örnekleri görüntü parçalarının konuşma parçalarıyla birleştirilmesi sonucu kurgulanır. Kalkan’ın şiirindeki hareket, dilin bu parçaları örmesiyle oluşur. Sahneler okuyucuyu şiire çeker. Çekim, üst üste gelen görüntülerin yarattığı gerilimle sağlanır. İntihar peşinde koşan işsizler, renkli patronlar, köşe kapmaca yazarlar, ihtilal tellalları, sinemalara tiyatrolara sığınan gençler,  kollarını gererek yürüyen ev sahipleri, mızmız kiracılar ve buna benzer insan tablolarını arka arkaya sıralar şair. Kaybedenler, küçük şeylerle avunanlar, ihanet edenler, delirenler bütün şiirlerinde her an karşılaşabileceğimiz insan görüntüleridir. Bunları sayıp dökmekle kalmaz şair. Hatırlatmaya çalışır. Unutulan şeyleri, konuşmalar arasında geçiştirilenleri, insanların işine gelmeyecek şeyleri hatırlatır. Bütün bu sahneler bir bir zihnimizde canlanır. Arada şair yumruğunu indirir. Hatırlatır:

 

Ekmek yetmeyecek onlara sizedir söylediğim

…………

Çünkü senin güllerini kullandılar

 

Gülleri kullanılmış bir kuşağın şiirini yazar Hakan Kalkan; hüküm verilen pazar yerlerinde hayatlarını harcayan, yapıların arasında kaybolan bir kuşağın şiirini. Kalkan’ın Salgın öncesi şiirleri algı ve anlatım yönünden Âkif’in Hakkın Sesleri ile benzerlik gösterir. Âkif savaştan perişan bir şekilde çıkmış milletin yaşadıklarını savaş sonrası görüntüleriyle anlatırken toplumdaki bozulma ve çözülmeleri de köklerine inerek araştırır. Sitem eder. Bir şeyleri kıpırdatma, yeniden toparlama endişesindedir. Manzarayı gösterir, sebeplerine dair ipuçları verir ve araya girerek kendisi konuşur. Millet adına konuşur. Şairden beklenen de bu olmalıdır. Epik şiiri önemsememin sebebi de millet adına konuşma yetisini taşıyabilmesiyle alakalıdır. Kalkan, Üçgen’de klasik destansı bir anlatımla ilk adımını atar. Dil ve anlatım biçimi olarak yepyeni olsa da Üçgen destan havası yayar. Dört bölümden oluşan Üçgen şiiri yeni bir şiirin habercisidir. Bu yeni şiir, seksenlerde doğmuş olanların şiiridir. Her şeyin normalleştiği, insanı hayrete düşürmesi gereken durumların hayatın akışı içinde sıkışıp kalarak olağanlaştığı bir hayatı yaşayanların şiiri. Üçgen’deki destansı havanın içine bu kuşağın görüntülerini de yerleştirir Kalkan:

 

Korunaklı değildin

Bir sığınak aradın

Bir kuş bir örümcek

Bulamadın

 

İnsan ilişkilerinin insani değerlerin ötesinde yaşandığı bir dönemde korunaksız kalan kuşağın şiirini yazacağının haberini Üçgen’de verir Kalkan. Peygamberi müşriklerden bir kuş ve bir örümcek aracılığıyla Rabb’i korumuştu. Bizi bu mağarada koruyacak neyimiz var? Ne kadar inançlıyız? İnançlıysak, ne yapıyoruz inandığımız şeyler uğruna? Hayata başını dalıp gitmekten başka... Akışına bıraktığımız her şeyin içinde nelere değer vermemiz gerektiğinin ne kadar farkındayız? Bu soruların içinde nereye sığınacağız? Kalkan bu sorulara cevap arayarak başladı şiire ve o yolda devam ediyor. O yolda kaybettiği arkadaşlarının, o yolda kaybolanların, o yolda kaybedenlerin şiirini yazıyor:

 

Bütün kapılar açıldı kapandı bütün perdeler

Üçgenin ortasına AŞK yazıldı

Aşılacak aşınacak nice yol vardı

Yürüdüler

      

2. Kayboluyoruz kalabalıkta biz (Salgın)

Salgın, bu tedirginliğin zirveye ulaştığı bir şiirdir. Salgın’ı okurken bir şehri dolaşıp, görebileceğimiz her türlü insanı şiirin sonuna kadar görme imkanı buluruz. Bir paranoyanın pencere kenarından dışarıyı seyretmesinden kalabalıklara, kalabalıklardan yalnızlık korkusu yaşayanlara dek her türlü şehir görüntüsü var bu şiirde. Salgın, Kalkan şiirinin mihengidir. Neo-epik şiirin de mihengi sayılacak bir şiirdir. İki kelimeyle şiiri çözmeye çalışabiliriz: Hareket ve gerilim. Şair hareketi ve gerilimi şiirin bütününe yayar. İki ayrı hareketten söz edebiliriz. Birincisi önceki bölümde de bahsettiğimiz şairin hayatla ve dünyayla olan ilişkisinden kaynaklanan harekettir. Salgın öncesinde dışardan ‘ben’e, Salgın’dan sonraki şiirlerde ‘ben’den dışarıya doğru olan hareket, Salgın’da karışıktır. Her iki şekliyle de karşımıza çıkar. Diğer bir hareket türü ise şiirin hareketli bir şiir olmasıyla ilgilidir:

 

Sayıklamalarla andığın isimler

Sayıklamalarla andığın günler

Yaşamaktasın bir paranoyayla yaşamaktasın kapısız odalarda

                               duyabilmek için sesleri  korkup yalnızlıktan

 

Salınma, şiirdeki temel harekettir. Şiir, paranoyanın salınmasıyla başlar ve salınarak yapılan sayıklamalarla devam eder. Salınma hareketi şiirin anlamsal yanıyla ilgili olduğu kadar müziksel ifadenin de temel unsurudur. Zira salınarak okunan bir şiirdir Salgın. Paranoyanın pencere kenarındaki görüntüsü şiirin sonuna kadar okuyucunun zihnindedir. Bu kalıcı görüntünün ardından gerilim başlar. Şehre daldıkça gerilmeye devam ederiz. Kahramanlar iç içe geçmiş durumdadır. Bu içiçelik kurgudaki mükemmellikle sağlanır. Bir mısrada ya da bir bölümde rastladığımız  bir karakterle daha sonra aniden başka bir mısra veya bölümde karşılaşabiliriz. Şehir ve insan görüntüleri ardı ardına sıralanır. Şair bu görüntüler içinde sayıklamaya devam eder. Pencere kenarı ve orada salınan paranoya şiirin asıl unsurlarıdır. Sonra kalabalık başlar. Kalabalık arttıkça korku artar. Dante’nin cehenneminde bir yolculukta gibidir okuyucu. Kalabalıklar arasında kaybolanlarla devam edilir: Kaybettin yitirdin rüyaların yok artık uyandırıldın / Neydi ki beklediğin şehirden şehirli olanlardan ihanetlere uğradın.  Alkolle yok olan hayatlar, kapılardan dönen dervişler, okullardan atılan öğrenciler, intihar edenler, gidecek yeri olmayan insanlar, şiiri okudukça ve kalabalıklar arasından geçip şehri dolaştıkça rastlayacağımız görüntüler arasındadır. Bu görüntüleri salınma hareketiyle destekler: Tamamlanarak salınarak aynı yerde onların içinde gibilerle. Kalkan görüntüyü olduğu gibi sunmakla yetinmez. Bir yandan da anlatır. Anlamlı kılmaya çalışır. Gördüğü ve okuyucuya gösterdiği durumları adlandırır. Bunu hüküm bildiren ifadelerle yapar: Şaşırmam bir binanın çatısında iş arayan bir işsize. Binanın çatısında iş arayan işsizden hareketle insanı değerlendirir: Hem insan insanın kurdudur / ...Korkuyorum parçalanmaktan. Salgın, insanı ele alış biçimi açısından yeni ve büyük bir şiirdir. Kalabalığın arasına bu denli karışan başka bir şiir yoktur. Kalkan, insana tepeden bakmaz. İnsanların arasında dolaşır. Bunu sokakların dili edasıyla başarma gayretinde değildir. İnsani özle ilgilenir. Özün yitirilmesiyle ilgilenir. Öze dönüş önermez. Özle özne arasındaki mesafeyi kalabalığı kaale alarak gösterir. Bir gazete haberi şiirine konu olabilir. İşsizlik yüzünden intihara kalkışan bir insanla her an karşılaşabiliriz. Haber başlıklarında söylenip geçilen bu durumları ısrarla hatırlatır. İnsanın insana nasıl kurt olduğu konusunda detaylı iktisadi bilgiler vermez. Halkın içinde ve halkın çocuğu olarak seslenir. Halktan hiç bahsetmeden yapar bunu. Acıyla seslenir. Canı yanmış insanları, canı yanarak ve okuyucunun canını yakarak anlatır. Kalkan, iktisadi değerlendirmelerle uğraşmadan bir birini kemiren kurtların ne hale geldiklerini anlatır. Nesnelerle uğraşmaz. İnsani durumlardan yola çıkarak insani öze ulaşır. Bu özün neresinde olduğumuzu işaret eder. Bozulmuşluğun içinde bozulmadan yaşamanın yollarını araştırır. Çıkış önermez. Şiirin kendisi bir çıkış hamlesidir. Varoluşunu, varlığını borçlu olduğu değerleri sorgular. İçten dışa ve dıştan içe aşamalı bir hareket içerisindedir. Bu hareket gerilimle desteklenir. Kendinden yakın çevresine, oradan Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma, bu durumdan dünya sistemine ve son olarak varoluşa doğru gergin bir devinim vardır onun şiirinde. Salgın’da devinim hem anlam hem biçim açısından girişiktir. Bölüm başları durgun bir volümle başlar. Ardından ses yükselir. Ses yükseldikçe hareket artar. Okuyucu daha çok gerilir ve daha fazla salınır. Bölüm sonlarında ses yavaş yavaş durgunlaşmaya başlar. Hareket de aynı oranda diner. Zihnin akışı da sesin paralelinde ilerler. Açık bir zihinle okunabilen bölüm başlarının ardından ortalara doğru şiirin kargaşası arttıkça zihinde de kargaşa başlar. Şiir, okuyucuyu kendi cehennemine çeker. Yavaş yavaş gerip sonunda kopmak üzereyken gevşetir.

 

Salgın, konu, anlam ve müziksel ifade açısından yoğun bir şiirdir. Kalkan mısraa çok önem veren bir şair değildir. Mısra çoğu durumda işlevini yitirir. Bu anlatıma dayalı şiirin (neo-epik) bir özelliğidir. Mısraın işlevini yitirmesi mısrasız şiir anlamına gelmemeli. Bütünlük içinde her mısra kendinden önceki ve sonraki mısralarla organik bir bağ içerisindedir. Mısraa dayalı şiirlerde herhangi bir mısraı çıkardığımızda anlamda büyük bir kırılma oluşmaz. Kalkan şiiri, bütünlük üzerine kurulduğundan mısraların ardışıklığı şiirin temel taşı niteliğindedir. Şair, harekete önem verdiği için söylediğiyle söyleyişi arasında sıkı bir bağ kurmuştur. . Yoğunluk mısraın gelişine göre artıp azalır. Kalabalıktan bahsederken kalabalık bir ritim tutturur:

 

Sonra insanlar kendilerini taşır gibi taşıyacaklar onu omuzlarında
Omuzlarında paranoya taşıyacak insanları ağrılarla taşınacak

Ağrılarla gecikmişliklerle taşınacak


Anneler çocuklarını taşıyacak odalardan odalara telaşla ve korkuyla

Taşınılacak onlar da

Karşılık vermek için sana ellerini alacaklar eller içine

 

Sahne bittiğinde ve kalabalıktan uzaklaştıkça ritim de düşmeye başlar:

 

Bozarak hareketsizliğini salınmalarını

Durdurarak salınmalarını

Sustu paranoya

Gövdeni çektin geriye ağladın

 

Salınma durur, gövde geriye çekilir. Ağlamak için uygun, ağır bir ritimle devam edilir. Karmaşık kurgusal yapısı içerisinde Salgın, alışılmışın dışında mısra yapılarıyla da ilgi çeker. Mısraların uzunluğu bir yana mısraın kuruluş biçimi Türkçe ve Türk şiiri açısından yenidir. Kalkan kelimelerin anlamıyla oynamaz. Zaten neo-epik şiir buna elverişli değildir. Türkçe’nin cümle yapısını bozar. Bozduğu yapı üzerine şiirin akışına göre yeni bir yapı inşa eder. Bilerek dilin üzerine gitmez. Dildeki hareketi şiirin müziğini ve bütünlüğünü sağlayıcı özelliktedir:

 

 Bu korku olsa olsa onlar içindir avundun diyerek korkusudur karşılayamamanın hep                             korkularla

 

Şair, bu mısrada gramerle fazlasıyla oynamıştır. Devrik cümleyi yeniden devirmiştir. Yüklemin (avundun) zarf fiil eki alan kelimeden (diyerek) önce gelmesi cümleyi alt üst etmiştir. Yan cümlenin yüklemi de (korkusudur) mısrada ilginç bir yerdedir.

 

Bu mısra, bölüm başında veya sonunda olsaydı belki bu oranda devrilmeyecekti. Sesin en yüksek, anlatımın en yoğun olduğu bölümün orta yerinde söylendiği için ritmin ve salınmanın artırılmasına paralel bu şekilde yazılmıştır. Tamamen şiirin bütünlüğüyle alakalıdır. Ece Ayhan cümle yapısında buna benzer kırılmaları mısraları kırıp ayırarak yapar. Kalkan, uzun soluklu, yoğun mısralar kurduğu için mısra içerisinde deformasyona gider.

 

Salgın, topluluk ruhuyla yazılmış bir şiirdir. Şiir topluluğa hitap eder. Sürekli birilerine seslenir. Kalkan, karşısına birilerini “onlar”ı almıştır. Onlara karşı “sen”i uyarır. Şiirin bütün kahramanları ya bozgundadır, ya ihanete uğramış veya sığınaksız kalıp delirmiştir. Yaşadığımız dünyanın bize sunduğu yaşam biçiminin sınırlarında hiçbir şekilde tutunamamış insanları anlatır şair. Hayatın içinden konuşur. Şehrin içindeki karanlık ve kasvetli yolculuğumuz sırasında gördüğümüz her şey, gerçekten her an karşılaşabileceğimiz türdendir. Kalabalık, insanı yutan bir ruha sahiptir. Kalabalığa karıştıkça özden uzaklaşırız. Bir tarafta “olan” diğer tarafta “olması gereken” vardır. Okuyucuyu şiirin bir parçası yapar. Kalkan şiirinin iki tür okuyucusu vardır. Birincisi sunulan sahnelerin, anlatılanların içine giremeyenlerdir. Bunlar kendi hayatlarında anlatılan kırılmalardan birini yaşayan bozgundakilerdir. Şiiri beğenmezler. Beğendikleri taktirde hayatlarını inkar etmiş olacaklardır. İkinci tür okuyucu gerçek şiir okuyucusudur. Şiiri yaşayabilen ve şiirde atılan yumruğu zaten önceden yemiş olanlardır. Onlar inkar etmezler. Tutunamamış cinsten okuyuculardır onlar. Kalabalıkta kaybolduklarını bilenlerdir.

 

3. Sıkı tut kalemi namus   

 

Kalkan’ın şiirini merkezde Salgın olmak üzere bir destan olarak düşünebileceğimizi yukarıda söylemiştik. Kalkan aynı tematik öğeler etrafındadır bütün şiirlerinde. Şiirlerin psikolojik alt yapısı da benzer varoluşsal sorunlara dayanır. Neredeyse bütün şiirlerinde özellikle üzerine gittiği ortak temalar vardır. Mesela hemen bütün şiirlerinde “ihanet”ten bahsetmiştir. Salgın ve öncesinde kelime ve kavram olarak işlemese de Salgın’dan sonra “namus” kavram olarak şiirine girmiştir. Baba, vatan, aile, aşk gibi kavramlar da son şiirlerinin ortak temaları arasındadır. Tecrübelerinden ve yakın çevresinden yola çıkarak yaşadıklarını insani öze doğru yaymıştır. Özne ile öz arasında özlemle gidip gelmiştir.  Kalkan’ın şiirine ihanetin şiiri, Kalkan’a da ihanetin şairi desek yeridir. Hainleri aşağılar, ihanete uğramışların öç alma duygusunu işler. Kimileri öç alma isteğini eziklik psikolojisi saysa da şairin gerçek işi öç almaktır. Zalimlerden öç almak ister; çünkü zulme uğradığı işin şiir yazar. Hakkın peşindedir. Siyasetten kaçmaz, hatta baştan sona siyasidir. Çünkü tarafsız değildir. Tarafsız olanı eleştirir. Ortada durmayı aşağılık bulur. Neredeyse bütün şiirlerini bu ayete bağlı kalarak yazmıştır. Ortada haksız bir durum yokken şiir yazmak nafile bir uğraştır. Daha net bir ifadeyle, haksızlığın kol gezdiği bir ortamda şairin haksızlığı görmezden gelmesi kabul edilemez. Lirik şiirin ölümü, nefesinin haksızlığa karşı ses çıkarmaya yetmemesiyle açıklanabilir.

 

Salgın’dan sonra Hakan Kalkan daha rahat bir söyleyişe ulaştı. Daha açık ve daha duru bir ifade biçimi kullandı. Salgın ve öncesinde kargaşanın ve kafa karışıklığının tezahürü olan kasvet veya yoğunluk olarak adlandırabileceğimiz bir gerilim vardı. Özellikle “Herkesin İçinde Bir İbrahim” şiirinden itibaren daha olgun, daha oturmuş, yatağını bulmuş bir şiiri oldu Kalkan’ın. Aslında rahatlık onun şiirine pek de yakışan bir durum değil. Devinim olarak bir rahatlama hiçbir zaman olmadı. Söyleyiş olarak gözle görülür bir rahatlama var. Yaşın ve tecrübenin bunda büyük etkisi var diyebiliriz. İlk kitabının çıkması fazlasıyla gecikmiş olsa da Kalkan, olgun bir şair olma yolunda. Yaş olarak olmasa da şiir tecrübesi olarak olgunlaştı. Yaşıtlarına da hep bu olgunlukla fark açtı. Kaba bir tabirle, tarz arama gibi bir sıkıntısı hiç olmadı.

 

Gramerle fazla uğraşmaz Kalkan. Dilin yapısıyla en fazla uğraştığı şiir Salgın olmasına rağmen 
mükemmel güncel bir Türkçe var Salgın’da. Şairler dile ivme kazandırırlar, yön verirler.
Bunu dilin
üzerine giderek değil dili yaşayarak,
yaşadığını dile dökerek yaparlar. Hayatın dile gelmesi, dile
hayat verdi diyebiliriz. Kalkan, Arslanbenzer’in açtığı bir yoldan giderek (Bu yolu Reis’in Kara
Merhemi’ndeki Hatırlatan, 1978 şiirleri ve Namus ve Başka Şiirler’deki Namus, Esmaül Esma,
Bin Dokuz Yüz Doksan Dokuz –Marmara Depremi- gibi birkaç şiirle açtı ki bu şiirlerin yayım
tarihlerine bakarsak Üçgen, Bulantı gibi şiirlerle aynı döneme rastlar. Bir zamansallık var yani. Etki
değil etkileşim var diyebiliriz.) ve yolun şeritlerini genişleterek dile ve şiire yeni bir yol açtı. Eren
Safi bu konuda biraz deneysel kaldı ve deney hiç bitmedi. Dil için sarf ettiği gayreti şiirin hayati
yönü için de harcasaydı başarılı olabilirdi. Kalkan için Türkçe’yi genişletti diyebiliriz. Mısraların
genişliği ayrı konu. Kelime seçimindeki güncellik, aynı dönemde dergilerde yayımlanan şiirlerdeki
ıkınmanın önünü açtı. Güncellik nedir? Popülerlikle alakalı bir şey değil. Yaşanan hayatla alakalı.
Şöyle anlatayım:  Şiirde bir kuşak oluşup oluşmadığı tartışılır.  Ama hayatımız birbirini takip eden
kuşaklardan ibaret. Biz bir kuşağı yaşıyoruz, bizden beş-on yaş küçükler başka bir kuşağı. Şartlar
değişiyor. Standartlar değişiyor. Hayatımıza giren her yeni şeyle olan bitene verdiğimiz adlar
değişiyor. Her kuşak, önceki kuşağa göre farklı durumları yaşıyor. Bu durumları anlatışı ve aktarışı
da haliyle değişecek. Seksenler yaşanan durumu aktaramadı. Belki o durumların özelliği de
aktarılamayışıyla ilgilidir. Şiirin dille alışverişi de bu durumların aktarımı aşamasında devreye giriyor.
 Kalkan’ın şiiriyle yakından ilgilenmem ve şiirine bakan herkesin şöyle bir gerilmesi de yaşadığımız
durumların dile gelişine şahit olmamızla açıklanabilir. Hakan Kalkan, hayatımıza giren ve bizi önceki
kuşaklardan farklı kılan biçimlere anlam vermeye çalışan belki de tek şair.
 
Salgın’dan sonra Salgındaki mükemmel kurguya ve hikaye ediş tarzına en yakın şiir 
“Meryem Koçaklamaları”dır. Bu şiirde anlatım daha az kalabalık, kurgu daha net, dil daha az
karmaşıktır. Şairin siyasi olarak durduğu yer bu şiirde daha sağlam görülür. “Ben ve Arkadaşlarım
Üzgünüm” bir geçiş şiiridir. Kargaşadan durulmaya, içe doğru hareketten dışa doğru harekete geçiş
 bu şiirde başlar:


Babam mesela konuşur kendi kendine yemek sırasında



Yemek sırasında kendi kendine konuşan babanın durumunu genelleştirir şair. Dışa doğru bir 
hareketle insani bir durum koyar ortaya:
 
Okutmak birkaç çocuk bakmak bir aile konuşurken
 
“Sıkıştırılmış Gençler Arasında Biri Bir Sen”, “Herkesin İçinde Bir İbrahim” ve “Sen Yok musun 
Seslen” şiirleri Salgından sonra Hakan Kalkan’ın nereye varacağını işaret eden şiirlerdir.  Kalkan,
yoğun protest  edadan uzaklaşıp üzgün bir sese ulaşır. Artık merkezde özne vardır.  Özneden
çevreye yayılan gerilim ağırbaşlıdır:
 

İnsanlardan kaçmak mı dostum

Neredeler

Nereyi bucak bellemişler

Bu sesler de nereden geliyor

Nereye baksak şimdi

Nereyi göstersek orada bir yetim

Nerede dursak orada bir yetim

Kiminle konuşsak bir yetim

Nereye adım atsak sarsılan bir yer orada bir yetim

Kimse seslenmeyecek uyusam

Uyusam da öpülse gözlerimden  

Öpse gözlerimden bir yetim

 

Hakan Kalkan, bu eda ile devam etmesi halinde Türk şiirine daha büyük şiirler kazandıracaktır. Bu şiirlerden sonra yazdığı “Somut Şiirler” ve “Günlükler”de de aynı havayı hissederiz. Salgın ve öncesinde Kalkan, okuyucunun zihnini yormak, okuyucuyu büyük arayışlar içinde bırakmak istiyordu. Salgın’dan sonra mesajını daha net ifadelerle iletir. Mısraların boyutunda olduğu gibi anlam yükünde de bir ferahlama vardır. Anlatım biçimi yine kurgusaldır. Neo-epik şiirin sınırları içindedir. Hakan Kalkan, dünyaya ve insana bakışı konusunda otantik bir şairdir. Dil ve anlatım biçimi olarak sürekli bir ilerleme içerisindedir. Kalkan’ın aynı temalar etrafında dolanması, bazen kendini tekrar etmek gibi bir tehlike yaratır. Özellikle son şiirlerinde sürekli tekrarladığı mısra ve ifadeler vardır. Bir bütünün içindeki bir ifadeyi başka bir bütüne de monte etmeye çalışır. Aynı kalıp, diğer bütünde de bütünlüğün bir parçası olur ama okuyucunun yeni beklentilerini karşılayamaz. Bunu Hakan Kalkan’ın şiiri için bir problem olarak görüyorum. Kalkan imajdan, numaradan ve şairane tavırdan uzak durdukça bu sorunu da kolaylıkla giderecektir.

 

Neo-epik şiirin yaşayan en sağlam temsilcisi Hakan Kalkan’dır. Onun hayatı algılama ve aktarma biçimi doğru anlaşılabilirse yeni kuşağın şiiri için büyük açılımlar kazanılabilir. Nitekim onun şiirinin sıkı takipçileri de vardır. Belki bu da başka bir yazıya konu olabilir. Her yüzyılda belirli sayıda büyük şair gelir. Hakan Kalkan apaçık bir şekilde Salgın destanıyla nadir gelen bu şairler arasında olduğunu göstermiştir. Görsellik alanında neo-epik şiire getirdiği yenilikler  ve hareket üzerine oluşturduğu yeni yapı onu bu şairler arasında anmamıza yeter. Onun dünyaya verdiği anlam yeni bir anlamdır. Epik şiirin klasik motiflerinden yararlanarak yepyeni bir destan biçimi kurmuştur. O modern çağın destanını yazmaktadır. Kaybolmuş bir çağın destanını.

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!


* * * * * * * * * * *

Yazan: Sadık KOÇ | Konu: Yorum Yazı - Yorum | Tarih: 2007-05-19 19:19:08
Aladağ' ın Salgın şiiri üzerinden Kalkan şiirine dair söyledikleri, dünyada varoluşunu şiirle algılayan ve giderek bu anlamı özünde şiirle yaşayanların anladıkları kadardır. Kalkan' ın şiiri ve Aladağ' ın onun şiiri üzerine söyledikleri bu anlam dairesinin dışında kalanlara bir şey söylemez. Bu anlam dairesi içinde olmak belki bir nasip işidir. Kalkan nasibini ( sadece müminlerin farkında olduğu anlamı ) şiirle arar, Aladağ bu çabanın iz ve işaretlerini onun şiiri üzerinden sürer. Aladağ yazısını bitirirken şairin dünyayı yeniden anlamdırdığını söylemiş, zaten dünyada var olan anlamı yeniden ve daha iyi farketmiş diye okumayı önermiş olmalı.

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: Sadık KOÇ | Konu: ELEŞTİRİ - YORUM | Tarih: 2007-05-19 18:33:26
İbrahim Aladağ' ın Salgın şiiri üzerinden Kalkan şiirine dair söyledikleri, dünyada vaoluşunu şiirle algılayan ve giderek bu anlamı özünde yaşayabilenlerin anladıkları kadardır. Ne Kalkan' ın şiiri ve ne Aladağ' ın onun şiiri için söyledikleri bu anlam dairesi dışında kalanlara bir şey söylemez. Belki bu anlayış dairesi içinde olmak bir nasip işidir, Kalkan nasibini ( dünyada sadece müminlerin gönlünde saklı anlam ve anlayış biçimini ) şiirle arar; Aladağ, Kalkan' ın şiirle bunu nasıl yaptığının izini sürer. Aladağ Kalkan şiirini onun yazdığı gibi okumuş ve nasıl okunması gerektiği yönünde işaretler vermiştir şiir içinde olanlara.

Bağlantı:: ::

Blogcu ile yapıldı