10/5/2007
DİLİN KİMYASI YA DA DİLİN EVİ İNSAN
Kategori: Belirtilmemiş
Hakan KALKAN
DİLİN KİMYASI YA DA DİLİN EVİ İNSAN
Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan araçtır, diye tanımlanır. Bu tanım ders kitaplarında yerini koruyadursun; araç ve seslendirme arasındaki fark dilin ne olduğunu bize fark ettirecektir. Fark etmek dile varmaktır. İnsan fark eden tek varlıktır. Konuşmak insana özgüdür. Konuştuğunun farkına varmak insan olmaktır. Heiddeger, dilin tanımını, insanın evi olarak yapar. İnsan orda varlığını seslendirir. Bir başka tanıma göre ise dil varlığın seslendirilmesidir. Peki dil nedir? Sesler topluluğu mu? İlk insan nasıl konuşmaya başladı? Bu soruların tam bir tanımı yapılabilmiş değildir. Biri bize “gel” dediğinde nasıl olur da onun bize verdiği mesajı anlayabiliyoruz.
Dil, rastlantısal bir şey değildir. Çünkü insan rastlantısal bir varlık değildir. Bir sözcüğün kökü, o kültürün hangi şartlar altında doğrulduğunu bize gösterir. Kandırıldım diyen birine, çok rahat, kan-mak istediğin için kan-dırıldın diyebiliriz. İnsan ne ise dile gelen, varlığa değen odur.
Dilin tanımlarına bakarsak: İlk insan garip bir ses çıkardı ve bu ses insanları tehlikeden korudu, Batı dili bu şekilde algılamaktadır. Peki sonra ne oldu, dil saldırıya geçenin aracı oldu. Kuran da ise dil, Hz. Adem’in nesneleri adlandırmasıyla varlığa değdi.. Yani Hz. Adem sesleri kullanmadan adlandırdı nesneleri. D-S ve M gibi üç harfimiz olsun. Bundan benim anlayacağım bir şey yok. Demek ki dil sadece seslerden ya da harflerden oluşan ve anlamlı olan sözcüklerden teşekkül etmiş bir yapı değil. O zaman varlığın evi mi diyeceğiz dil için? Varlığın seslendirilmesi ve kendini açığa çıkarması, dilin araçlığı ile mi mümkün? İnsan konuşamasa da anlaşılacak, anlatmak istediklerini bir şekilde açığa çıkarabilecek bir varlık. Dil varlığın evidir. Varlıkla seslendirilir. Dilin tam bir tanımı olmayacak: çünkü insan tam olarak tanımlanamayacak. Dilin nasıl oluştuğu tam olarak bilinmeyecek; çünkü varlığın kendisini ifade edişinin sebebi tam olarak bilinemeyecek. Dilbilimsel olarak dil nasıl tanımlanırsa tanımlansın, dil insana varır ve o şekilde açığa çıkar.
İnsan tasarlanmamış, tanımlanamamış bir varlıktır. İnsan dilin evidir. İnsan dili konuşur kılmaz, dil insanı konuşur kılar. Bunun aksi dili sadece sesler veya harfler yığını olarak görmekle ilgilidir. Bir papağanın konuşması gibi. İnsan kendini ne dilin bir aracı kılar ne de dili bir araç olarak görür. Kendisi ne ise dil odur. Kelimelerin manası bana ulaştığında ben onu yeniden anlamlandırırım. Ya mana, bana, şekil verir ve özüme yerleşir. Ya da ben, manayı, değiştirerek özümden sıyrılırım. Dilin vardığı yer ben değil isem, ben dile gidenim, yani özü bozulan ve sarsılanım. Ya sarsıntıyı yeniden dile vararak önlerim ya da sarsıntıyı, sarsmak olarak kelimeleştirip ondan yani özümden uzaklaştırırım. Dile gelmeyen her şey benim söyleyemediklerimi, anlamlandıracak başka bir şeye yönlendirir. Ben önümü göremiyorsam, dilin yönünü yitirmişim demektir. Kültür dilin parçasıdır. Kültür insanın parçasıdır. İnsan hepsini kapsayan bütündür. Dil ile insan arasındaki bağ, bağlantı demeyeceğim, ben’im sen’le olan ilişkimi ortaya koyacaktır. Bu bağ kopmuş ise kültürden bahsetmenin bir anlamı olmayacaktır.
Varlık neden kendini seslendirmek ister. Üzgünüm demek yerine, sadece ağlamış olsak derdimizi anlatmış olmayacak mıydık? Üzgünüm dediğimiz de bile gerçekten üzgün oluşumuzu anlamlı kılmış oluyor muyuz? Dil varlığın hapsinden kurtulmaktır demiş bir filozof. Gerçekten varlık bir hapishane midir? Ya da varlık bedenin hapsinden kurtulmak için dile varır mı diyeceğiz? Birine seni sardım demekle, birini sarmak aynı şey midir? İnsan sadece konuşarak mı kendini açığa çıkarır? Bu sorular dil ile insan psikolojisi arasındaki bağı açıklamaya yöneliktir. İnsan kendini seslendirirken kendini ele vermiş olur. Bugün bundan bahsedemezsek de durum bundan ibarettir. Modernizm her şeyi tanımlanır olarak gördü. Tanımını yapabildiği her şey üzerinde hüküm sürebilecekti. İnsan üzerinde hüküm kurabilmek içinse dilin bir araç, insanın ise onu kullanan bir makine olarak gördü. Makine kültür ve çevresine göre şekillenir ve dil denen aracı ona göre kullanır. Gönül ile dil arasındaki bağ, bağlantıya dönüşünce insanın “düşünen hayvan” olmasını kolaylaştı. Düşündüğü kadardı insan, ben ile sen arasındaki bağ, o ve ötekiye dönüştü. Zırvalayan bir varlık oluverdi insan. Zırvalayanın hali insan psikolojisi olarak sunuldu. Bu sunumda en önemli araç ise dildi. Diline varmış bir toplumla, dili araç olarak gören bir toplum arasında, insan olmakla olmamak arasındaki fark aynı idi. Dil bozulmuşun alanına girdi, insanın özünü açığa çıkaran değil de bozulmuşluğunu örten bir şey oldu. Örtülen şey arttıkça insan varlığından sıyrılıp öteki oldu. Herkesleşti. Herkesleşenin tarihi yoktur. Kendi olmaklığından sıyrılıp bireyleşti. Bugün ile psikoloji arasında bağ kurmak isteyenlerin önce insana varmaları, özünü açığa çıkarmaları gerekmektedir. Çünkü insanın seslendirdiği kendisidir. Bunun adına ne denirse densin.
Yorum yaz!
:: Arkadaşına Gönder!
Yazan: Sadık KOÇ | Konu: YORUM YAZI - YORUM | Tarih: 2007-05-19 19:31:44
Kalkan' ın dil üzerine söyledikleri, bana yine dilin içinde ve onun sunduğu inkanlarla bir şeyi hatırlatması yönüyle değerli. Özel' in Tahrir Vazifeleri' nde söylediklerinin yeni bir imkanla anlaşılır kılınma çabası gibi geldi. Ancak hep tekrar edilen tanımlamanın haricinde şeyler söylemesi yönüyle çok iyi bir yazı. İnsan dili kullanmaz, dil onu kullanır. Dil insanı kullanırken, insana insanlığını farkettirdikçe dilleşir; insan ise kullanıldığını farkettikçe insanlaşır. Okumayı özlediğimiz yazılar bu türden bir anlamı işaret eden yazılar. Bekliyoruz.
Bağlantı:: ::
Yazan: hayati | Konu: gönülden | Tarih: 2007-05-11 17:41:57
daha önce dili böyle gönülden anlatan bir yazı okumamıştım. dil gönüldür zaten.
Bağlantı:: ::