28/5/2007
DAĞDAN GELİP BAĞDAKİNİ DAĞA ÇIKMAYA ÇAĞIRAN ŞİİR: NEO–EPİK
Kategori: Belirtilmemiş
Bağlı olmak demek bağ-lı olmak demektir. Bağlıysanız sizi bağlayan bağlarınız vardır. Bağda olmak yerleşik olmaktır. Yerleşik hayat bazı kayıt ve şartlarla sizi belli şekilde yaşamaya icbar eder. Bağınızı terk ederseniz bağ-sız kalırsınız bağda kalırsanız sadece üzümleriniz (sizi bağlı eden sebepleriniz) vardır. Böyle olduğu halde bir çıkış yolu yok mudur? Bakmayı bilen her göz, her zaman için bir çıkış olduğunu görebilir.
Adına çare ya da çıkış deyin, çağrıya kulak verip çığıra girmektir mesele. Çağrı bugün dağdan gelmektedir ve bağlı olanları dağa çıkmaya davet eder, dağlı olmaya değil. Dağdaki şiir, bağlı olanı fişleyen, kayıt altına alıp bağlayan değerlerin apaçık düşmanıdır ve dostluk kurmak gibi bir endişeye sahip değildir. Dağda olmak bile kendi başına bir eylemdir, kendisini dağa çıkmaya mecbur eden tesirlerin şuurundadır çünkü. Dağdaki şiir anarşisttir, saldırgandır, tedirgin edicidir, yerinden edicidir.
Uzak-yakın, kıyısında ya da ortasında olsun şiir üzerine söz söyleme cesareti gösteren herkes, kendisince bir tanımı en geçerli ve kapsayıcı tanım olarak ileri sürme endişesiyle hareket etmiştir. Aristoteles’in Poetika’sı bu anlamda söylenmiş ilk ciddi söz olarak iktibas edilegelmiştir. Günümüze değin edebiyat literatüründe sarf edilen sözler, ortaya konulan tanımlamalar sadece bir söz, bir tanım olmakla kalmış; onu bir şekilde tarif etmeye ve sınırlarını çizmeye yetmemiştir. Böyle diyerek şiiri bir sınır içine yerleştirmeye çalıştığımız düşünülmemelidir. Sadece sarf edilen her sözün bir yönüyle eksik kaldığına işaret etmek istiyoruz.
Şiiri açarak, genişleterek insan oluşa giden yolu açmak gayretini gösteren sözleri yukarıda belirttiğimiz endişenin dışında tutuyoruz. Bu anlamda en geçerli sözü İsmet Özel söylemiştir. Özel, bir travma sonucu şuurunu kaybetmiş / kaybetmek üzere olan birinden duymak istediğimiz ilk söze benzetir şiiri. Travma halini yaşayan kişiye bir şey söyle deriz, duymak istediğimiz iyiyim anlamında bir söz değildir, sadece bir ses duymak isteriz, bu ses bir inilti, bir acı ses bile olsa.
Devam eder Özel: Şiir Âdem’in Havva’ya seslenişi gibi bir sözdür der. Seslenişe cevap verecek karşı bir ses yoktur. Belki böyle olmaklığıyla şiirin kendisi bir anlamdır. Şiiri bir şey anlatan söz olarak değil, giderek kendisini ve insanı anlamlandıran bir söz olarak anlamak daha doğru bir anlayış biçimidir. Şöyle de denilebilir: Şiir bir şeyin, varoluşun, şuurudur. O şey, bugün dağdaki şiirdir. Dağdaki şiirin adı neo-epik şiirdir. Neo-epik şiir bir tekliftir, bir çağrıdır, bir çığırdır, Türk şiirinin, zıplama demiyorum, çünkü zıplama durduğu / olduğu yerde olan bir eylemdir, şıçrama hamlesidir.
Tekliftir: İnsan oluşun anlamını teklif eder. Çağrıdır: Dağa çıkmaya davet eder. Çığırdır: Yürünebilecek yolu işaret eder. Sıçrama hamlesidir: Kendisinden önceki şiiri hareketlerinin açmazlarını görmüş (şiir cafcaflı, tumturaklı söz söyleme ustalığı değildir, imge ölmüştür.) gördüğü yerden sıçramayı başarmıştır. Bu sıçrama şimdi salınımını sürdürmekte ve giderek bir salgına dönüşmektedir.
Nasıl hidayete ermek, hidayete ermeye dönük / açık olanların nasibiyse, neo-epik şiirin şairi ya da okuru olmak böyle bir nasip işidir. Bu salgına tutulmak, bu saldırının, çağrının, teklifin muhatabı olmak bugün bir zorunluluktur. Bu zorunluluk ister istemez mecbur kalınan bir şey değil, mecbur olunan bir haldir.
Yerleşik olmaktan, yerleşikliğin insanı bazı şart ve bağlarla kayıt altına aldığından söz etmiştik. Söz konusu edilen şart ve bağlar, insanı herkes gibi yaşamaya mecbur eden tesirlerdir. Daha rahat bir hayat için daha çok para kazanmak, daha çok para kazanmak için daha çok çalışmak gibi. Bu çabanın içinde olmak insanı, insani değerlere kapalı bir ruh haline sevk eder. Bu ise kişiyi çoğu zaman bir uyuşuk uyku halinde yaşamaya iter.Yapılması gereken önce bu uyuşuk uykudan uyanmak sonra kendini kolay, konforlu bir hayat düşüncesine kapamak suretiyle insan oluşa açılmaktır. Demek istediğimiz hayatı reddetmek değildir, herkesin yaşadığı hayata rıza göstermek hiç değil. Bu şiirle olası bir imkândır. Bu imkân neo-epik şiirin saldırısıdır, sözüdür, kendisidir.
Dağda yaşamak, ta en başında yalnızlığı göze almayı gerektirir. Yalnızlık ise asaletin kendisidir. Özel, “Bilinç Bile İlginç”te köpeklerin önceleri, şimdiki gibi havlamadıklarını söyler. Köpekler insan içinde yaşayarak onlara uymayı bilmiştir. Ehlileşmiştir yani. Bu durum insan için de böyledir. İnsanlar birlikte yaşarlarken birbirlerinden çok şey öğrenmiştir. Birlikte yaşamayı bazı yasa ve kayıtlara bağlamışlardır. Bunu insanın ehlileşmesi olarak anlayabiliriz. Vahşi hayvanları düşünelim. Neden vahşilik sıfatını yakıştırırız onlara. Yaradılışlarıyla birlikte getirdiklerini hala tam olarak kaybetmemişlerdir de ondan. Vahşiliği yüceltmeye çalıştığımız gibi bir sanının sebebi olmak değil niyetimiz, ancak bir noktaya dikkati çekmek istiyoruz. Vahşi diye bellediğimiz hayvanlar yaradılışlarıyla getirdikleri özelliklerle yaşarlar.
Sözünü ettiğimiz süreci insanoğlu tersinden yaşamıştır. İnsan, öteki benzerlerine uyumu seçtikçe asli özelliklerini unutmuştur. Ehlileştikçe vahşileşmiştir yani. Asaletini korumayı isteyenler, ki bu insan kalmak demektir, yalnızlığı bütün asaletiyle sindirmişlerdir özlerine. İnsan kalmak şiire yönelmekle olabilecek bir şeydir. O şiir bugün neo-epik şiirdir. Bütün anarşistliğiyle, yalnızlığıyla, saldırısıyla, teklifiyle, tedirgin ediciliğiyle ve bütün avazıyla dağa çıkmaya çağırır sizi. Yanına yandaş bulmak değildir niyeti. Organizma olmaya, canlı olmaya ve canla yaşamaya çağırır sizi.